Atalarımız demişler ki “Ölülerine saygısı olmayanların dirisine saygıları hiç olmaz”…
Son zamanlarda gazetelerde okuduklarım, üzerine başıma gelenler yüzünden Adli Tıp Kurumuna güvenim hemen hemen kayboldu.
Münevver Karabulut’un otopsisi sürecinde başına gelenleri, Hüseyin Üzmez’in tacizde bulunduğu çocuğun psikolojisinin durumu hakkındaki raporu şaşkınlık içinde izlerken, geçen haftasonu başıma gelenler benim için yeterli oldu.
Yurtdışında bulunan kuzenimin gelini bir trafik kazası sonucu vefat etti. Thy ile istanbul aktarmalı memlekete defnedilmek üzere yola çıkıldı. İstanbul’da aktarma uçağını beklerken (cenaze sahiplerine haber verilmeksizin) cenaze Savcılık tarafından otopsi yapılması için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiş. Halbuki devleti temsil yetkisi bulunan Fransadaki konsolosluk tarafından ölüm ile ilgili belgeler onaylanmış ve yurtdışına çıkış işlemleri yapılmıştı.
Adli Tıp Kurumu’nda hoş olmayan tavırlarla yapılan otopsi sonucunda (cenaze alınmaya gidildiğinde saatlerce bekletilmek, bu ceset sizinki mi gibi saygısızca sorular sorulması vs.) belge verildi. Bu seferde taşınma işleri konusunda Yenibosna’dan K.Çekmece’deki Mezarlıklar Müdürlüğüne gitmemizi oradan araç ayarlamamız istendi. Söz konusu araç tarafımızdan temin edildi ve cenazemizi iki kere otopsi yapılmış olarak memleketimize gönderebildik.
Yaşadığımız bu süreç boyunca 22 yaşındaki gencecik kızımızın acısı ile yanarken, devletimizin kurumunda maruz kaldığımız muamele hiç hoş olmadı. Adli Tıp Kurumu’nda çalışan ve morgta “Bu ceset mi sizinki?” sorusunu soran saygıdeğer arkadaşa da ekstra selamlarımı iletiyorum…
Eeee ayaklar baş olursa bu memlekette,
Şehitlere kelle diyen devlet görevlileri olursa,
Daha başımıza neler neler gelir…

